HEMDEM – 3

Komutan, gözleri buluştuğu anda eli ayağına dolanan askerinin telaşının farkındaydı ve bu kendisine çok normal geliyordu. Çünkü gözlerine uzun uzadıya bakabilen pek fazla insan yoktu. Kendisini yetiştiren, kendisine böyle bakmayı öğreten komutanlar dışında!

Eline aldığı kahve fincanını masasına bırakıp selam veren gence başını hafifçe eğerek karşılık verdikten sonra fincanı kavradı ve kahvenin kokusunu içine çekip ilk yudumunu da aldı.

“Afiyet olsun komutanım.”

“Sağ ol.” Kısa süreli sessizlik esnasında askerinin dışarı çıkmak yerine hâlâ kendisine baktığını hissederek gözlerini yeniden ona çevirdi.

“Hayırdır, bir şey söyleyecek gibisin.” Asker peş peşe yutkundu, birkaç saniye daha kazanıp soluklandı ve gözlerini tereddütle onun gözlerine dikti.

“Yorgun görünüyorsunuz komutanım. Dinlenmek istemez misiniz?” Daha gencecik bir delikanlı olan Hamza’nın bu sözlerine mi gülse yoksa yüzündeki endişeye mi bilemeyip

“Anam mısın, karım mı ulan? Ne bu surat ifadesi böyle? Bir de endişeli endişeli soruyor adama bak!” dediği anda Hamza bembeyaz olmuş, az evvel zorla aldığı solukları bile kesilivermişti.

“Şey komutanım… Ben…” iki sözü bir araya getiremeyen hâline gülmemek için dudağının içini kemirdikten sonra arkasına yaslanıp ona daha dikkatli baktı.

“Ben alışkınım aslanım. Sen rahat ol. İyiyim yani.”

“Emredersiniz komutanım.” diye gürleyip selam vererek odadan çıkmaya hazırlanan askerinin arkasından yine tebessümü andıran bir ifadeyle bakarken

“Hamza!” dedi. Asker anında kendisine dönüp

“Emredin komutanım.” Dediğinde yüzünde belli belirsiz gülümseme oluşmuştu.

“Ellerine sağlık, kahveyi sevdiğim gibi yapmışsın.” Genç asker gözleri parlayarak başını salladı.

“Afiyet olsun komutanım.” Onun odadan çıkıp gidişini izledikten sonra gözleri yeniden kahve fincanına dönmüştü. Küçük fincanı parmaklarının ucunda çevirip öylece oturdu.

category

date

error: Content is protected !!